Davaların Görüleceği Mahkeme
Vergisel işlemlere karşı dava açılıp açılamayacağı, hangi işlemlere karşı dava açılabileceğine ilişkin konulara başka bir yazıda yer verilmiştir. Vergisel işlemlere karşı hangi mahkeme nezdinde dava açılabileceği ve yargılama usulü ise bu yazıda anlatılmaya çalışılacaktır.
Genel olarak dünya üzerindeki hukuk sistemlerinde idarenin işlemlerine karşı dava açılmasına yönelik iki farklı düzen geliştirilmiştir. Bunlardan ilki “Adli Rejim” olarak adlandırılan sistemdir. Adli rejimde genel olarak ayrı bir yargı kolu ve işleyişi olmadan devletin de aynı hukuk kurallarına tabi olduğu bir işleyiş mevcuttur. Anglo-Sakson sistemlerde genel itibariyle böyledir ve vergisel işlemlere karşı açılacak davalar adli mahkemelerde görülür. Diğer bir sistem ise “İdari Rejim” olarak adlandırılmaktadır. İdari rejimde, idarenin eylem ve işlemlerine karşı açılacak davalar için ayrı bir yargı kolu ihdas edilmiş durumdadır. Zira bu sistemlerde idarenin işleyişini düzenleyen ayrı hukuk kuralları vardır. Kara Avrupası hukuk kültüründe genel olarak idari rejim benimsenmiştir.
Ülkemizde de idari rejim uygulanmakta olup idarenin belirlenmiş eylem ve işlemleri için davalar da idari yargı düzeni içerisinde görülmektedir. Vergisel işlemler özelinde idarenin gerçekleştirdiği eylem ve işlemler idari yargı düzeni içerisinde dava konusu edilmektedir. Bu durum, taraflardan birinin idare olduğu her davanın mutlak surette idari yargıda görüleceği anlamına gelmemektedir. İdarenin normal görev ve fonksiyonu dahilindeki eylem ve işlemleri idari yargıda görülürken, bazı eylem ve işlemlerine ilişkin davalar ise adli yargıda görülmektedir.
İdari rejimde, yürütme erkinin dolayısıyla idarenin uymak durumunda olduğu ayrı kurallar bulunmaktadır. Bu kurallar bütünü, idare hukuku olarak tanımlanmaktadır. Vergisel işlemler de idarenin fonksiyonu icabı ayrıca kurallara bağlanmış durumdadır. Bu nedenle vergi idaresi bu kurallar çerçevesinde vergisel işlemleri gerçekleştirmek durumundadır. Dolayısıyla vergi hukuku da idare hukukunun bir parçasıdır. Buna bağlı olarak vergisel işlemlerle ilgili olarak açılacak davalar idari yargı düzeni içerisinde açılacaktır.
Mevcut durumda, 20.01.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2575 sayılı Danıştay Kanunu ile 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun’a göre idari yargı yerleri belirlenmiştir. 2576 sayılı Kanun’un 6. maddesi ile Vergi Mahkemeleri’nin görevleri belirlenmiş olup madde metni aşağıdaki gibidir:
“Vergi mahkemeleri:
- a) Genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve harçlar ile benzeri malî yükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davaları,
- b) (a) bendindeki konularda 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasına ilişkin davaları,
- c) Diğer kanunlarla verilen işleri,
Çözümler.”
Görüldüğü üzere, idari yargı içerisinde vergisel işlemlerle ilgili ayrı bir mahkeme kurulmuş ve Vergi Mahkemesi olarak isimlendirilmiştir. Yukarıda belirtilen hususlarda davalar vergi mahkemelerinde açılmaktadır. Bununla beraber vergi idaresinin bazı eylem ve işlemleri için idare mahkemelerinde dava açılması da gerekebilir. Ayrıca, Danıştay’ın da ilk derece mahkemesi olarak gördüğü davalar vardır. Vergilendirme mevzuunun kendine mahsus teknik yapısı nedeniyle ilk derece mahkemesi düzeyinde yapılan ihtisaslaşma, kendisini istinaf mercii olan Bölge İdare Mahkemesi ve temyiz mercii olan Danıştay’da da göstermekte, bunlarda da ayrı vergi dava dairesi bulunmaktadır.
2017 yılında yapılan son değişikliklerle birlikte; genel olarak vergi davalarında üç aşamalı bir yargılamanın olduğunu söyleyebiliriz. İlk derece mahkemesi olarak vergi mahkemelerinde dava açılmakla beraber sonrasında kararın bölge idare mahkemesinde istinaf edilmesi, en nihayetinde ise Danıştay’da temyiz edilmesi olarak yargılama gerçekleşmektedir. Ancak belirlenmiş bazı parasal hadler nedeniyle istinaf ve temyiz yolu kapalıdır. Ayrıca Danıştay’ın ilk derece mahkemesi olarak gördüğü davalarda istinaf müessesesi tabii olarak bulunmamaktadır.
Yargılama Usulü
İdari rejim çerçevesinde idari davaların görülmesi için ayrı bir usul hukuku öngörülmüştür. 20.01.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu ile gerekli düzenlemeler yapılmıştır. Bu bağlamda Kanun’un 1. maddesine göre; Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinin görevine giren uyuşmazlıkların çözümü bu Kanun’da gösterilen usullere tabidir. Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinde yazılı yargılama usulü uygulanır ve inceleme evrak üzerinde yapılır.
Adli yargıda ise yargılama daha çok duruşmalar üstünden yürümektedir. Vergi davalarında duruşma çok istisnai olarak gerçekleşmekte olup esasa ilişkin hükmün kurulmasında tek başına pek bir anlam ifade etmemektedir. Vergi davaları ilgilisinin mahkemeye sunacağı dava dilekçesi ile açılmaktadır. Vergi mahkemesi ilk inceleme sonrasında bir hata görmezse davanın esasına geçerek dava dilekçesinin bir örneğini davalı tarafa savunmasını yapmak üzere tebliğ eder. Süresi içerinde davalı idarenin vereceği cevabı da yine davacıya tebliğ eder. Davacı, davalı idarenin savunmasına yine bir dilekçe ile cevap verir. Bu da yine davalı idareye tebliğ edilir. İdarenin buna vereceği cevap da yine davacıya tebliğ edilir ve son kez davacıya söz hakkı verilir. Bu aşamadan sonra dosya ayrıksı bir durum yoksa tekemmül eder ve karar aşamasına geçilir. İzah edilen süreç içerisinde taraflardan biri cevap hakkını süresi içinde kullanmaz ise dosya o aşamada tekemmül edecektir. Yani taraflar cevap vermeye zorlanmamaktadır. Sıklıkla karşılaşılmasa da vergi davalarında da yine bilirkişi incelemeleri, keşif ve sair yargısal uygulamalardan yararlanılabilir.
Vergi davalarında adli yargıdan farklı olarak dosyaların incelenmesinde re’sen araştırma ilkesi geçerlidir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 20. maddesine göre Danıştay, bölge idare mahkemeleri ile idare ve vergi mahkemeleri, bakmakta oldukları davalara ait her türlü incelemeyi kendiliğinden yapar. Mahkemeler belirlenen süre içinde lüzum gördükleri evrakın gönderilmesini ve her türlü bilgilerin verilmesini taraflardan ve ilgili diğer yerlerden isteyebilirler. Bu husustaki kararların, ilgililerce, süresi içinde yerine getirilmesi mecburidir. Dolayısıyla vergi yargılamasında her derecedeki mahkeme, tarafların iddiası veya talebi olmasa da idarenin eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğunu her bir yönüyle kendiliğinden değerlendirir.
Görüldüğü üzere; vergi davalarındaki işleyiş ve yargılama süreci kişilerce daha çok aşina olunan adli yargıdan farklıdır. Kendine mahsus müesseseleri ve işleyişi olan bu süreçte yazılı yargılama usulünün ve incelemenin dosya üzerinden yapıldığının bilincinde olarak sürecin çok iyi yönetilmesi vergi davalarının kazanılması için elzemdir. Bu nedenle dilekçeler usulüne uygun olarak ve özenle hazırlanmalıdır. Ayrıca vergi yargılamasındaki delil sistemi de farklı olduğundan gerekli delillerin dosyaya sunulmasının sağlanması önem arz etmektedir.